Mevzuat.com

Mevzuat ve Yargı İçtihatları İçin Başvuru Kaynağı


   

- Uyuşmazlık Mahkemesine Ait 17 Adet Karar

Dokümanın Başlığı
:
- Uyuşmazlık Mahkemesine Ait 17 Adet Karar
Kanun / Karar No
:
Kabul Tarihi
:
1 Kasım 9999
Resmi Gazete Tarihi
:
28 Şubat 2005
Resmi Gazete Sayısı
:
0
Resmi Gazete Görüntüsü
:


Uyuşmazlık Mahkemesi Kararları

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

Esas No: 2004/47Karar No: 2004/71Tarihi : 1.11.2004

(Hukuk Bölümü)

ÖZET :Sulama Birliği tarafından çiftçi adına sulama ücreti tahakkuk ettirilmesine ilişkin işlem tahsili gereken kamu alacağını gösteren idari bir işlem niteliği taşıdığından, bu işlemin iptali istemiyle açılan davanın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : M. Y.

Vekili : Av. F. Y.

Davalı : Doğanşehir Sulama Birliği Başkanlığı

Vekili : Av. Ş.E.

O L A Y :Malatya- Doğanşehir İlçesi Sulama Birliği Başkanlığınca, 2002 yılı için Meclis tarafından saptanan "Bitki Ücret Listesi"nde belirlenen "cazibeli sulama ücreti" tarifesine göre, davacının pancar üretimi yaptığı 14 Dekarlık arazisi için 65.800.000.-TL. ücret hesaplanmıştır.

Davacı vekili, müvekkilinin Çığlık Köyü- Değirmenocağı mevkiinde bulunan arazisini, kadimden beri kaynak suların birleşmesiyle oluşan Çankaza deresinden ve bizzat kendi imkânlarıyla yaptığı bent vasıtasıyla suladığını; sözkonusu taşınmazın Sulama Birliğine ait DSİ kanalından 2 Km. uzakta olduğunu ve bu kanal suyunu kullanmadığı gibi taşınmazın civarında sondaj ve keson kuyunun da bulunmadığını; Sulama Birliğine yetkilerini devretmeden önce DSİ tarafından adına herhangi bir ücret tahakkuk ettirilmediğini; Birlik tarafından hiçbir emek ve maddi katkı yapılmaksızın ve hiçbir hizmet sunulmadan borç tahakkuk ettirildiğini öne sürerek, müvekkili adına tutulan borç kayıtlarının iptaline ve adının borç listesinden silinmesine karar verilmesi istemiyle, 1.4.2003 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.


>DOĞANŞEHİR SULH HUKUK MAHKEMESİ; 17.12.2003 gün ve E:2003/141, K:2003/324 sayı ile, davalı Birlik vekili beyanında, DSİ.'nin hem kaynak sularından hem de sulama suyundan sulama ücreti alınacağı yönündeki yetkisinin yasal düzenleme ile Sulama Birliğine devredilmiş olması nedeniyle ücret talep edildiği ve davacının taşınmazını kaynak sularından yararlanarak sulamasına bir itirazlarının olmadığı belirtilerek davanın reddinin talep edildiği; tanık A.A. beyanında, davacının taşınmazını kendini bildiğinden beri Çankaza deresinden gelen su ile suladığını DSİ kanalından su almadığını belirttiği; tüm dosya kapsamı ve deliller değerlendirildiğinde, Danıştay 8. Dairesinin içtihatlarına göre Sulama Birlikleri, 1580 sayılı Belediye Kanunu uyarınca kurulan ve organlarının oluşumu ve denetimi konusunda aynı Yasaya tabi olan kamu tüzel kişiliğine sahip kamu kurumu niteliğindeki bir mahalli idare olduğundan işlem ve eylemlerine karşı açılacak olan iptal ve tam yargı davalarının, 2577 sayılı İYUK.'nun 2. maddesi uyarınca idari yargıda görülmesinin gerektiği; açılan davanın da kamu tüzel kişiliğine sahip bir mahalli idare olan Sulama Birliğinin üyeleri olan çiftçilere sulama suyu verilmesi ve ücret tahakkuk ettirilmesiyle ilgili olup idari eylemden kaynaklandığı anlaşılan tam yargı davası niteliğindeki davanın görüm ve çözümünün idare mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.


>Davacı vekili, Birlik tarafından müvekkili adına sulama ücreti tahakkuk ettirilmesi ve borç işleminin iptali istemiyle, 16.2.2004 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.

MALATYA İDARE MAHKEMESİ TEK HAKİMİ; 17.3.2004 gün ve E: 2004/279 sayı ile, Birlikler, yerel yönetimlerin kendilerine kanunla verilen görevleri yerine getirmek amacıyla kurdukları kamu tüzel kişiliğine sahip kuruluşlar olmakla birlikte, yürüttükleri hizmete ilişkin bazı işlem ve eylemlerinin kamusal yetkilerin kullanılmasından değil özel hukuk ilişkilerinden de doğabileceği, olayda davacının Birliğe ait sulama suyunu kullandığından bahisle tahakkuk ettirilen sulama ücretinin vergi ve benzeri mali yükümler niteliğinde olmaması, maliyet-kâr hesabı gözönünde bulundurularak her yıl belirlenen ücret tarifesine göre alınması karşısında, Birlik ile davacı arasındaki ilişkinin özel hukuk alanındaki bir borç- alacak ilişkisi olduğunun kabulü ile sulama ücretinden doğan davanın özel hukuk hükümleri çerçevesinde adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği, ancak daha önce bu yargı yerince görevsizlik kararı verildiği ve kesinleştiğinden bahisle, görevli yargı yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı Yasa'nın 19. maddesine göre Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına,bu konuda karar verilinceye değin işin incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir.


>İNCELEME VE GEREKÇE :Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü'nün, Tülay TUĞCU'nun Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Z.Nurhan YÜCEL, Sinan TUNCA, Abdullah ARSLAN ve H.Hasan MUTLU'nun katılımlarıyla yapılan 01/11/2004 günlü toplantısında;

I- İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, İdare Mahkemesi Tek Hakimi'nce anılan Yasa'nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim İsa YEĞENOĞLU'nun davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;

-İlgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR'ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, kaynak suyundan yararlanan çiftçi adına sulama ücreti tahakkuk ettirilmesi işleminin iptali isteminden ibarettir.

Anayasa'nın "Mahalli İdareler" başlıklı 127. maddesinin son fıkrasında "Mahalli idarelerin belirli kamu hizmetlerinin görülmesi amacı ile, kendi aralarında Bakanlar Kurulunun izni ile birlik kurmaları, görevleri, yetkileri, maliye ve kolluk işleri ve merkezi idare ile karşılıklı bağ ve ilgileri kanunla düzenlenir…" kuralına yer verilmiş; 1580 sayılı Belediye Kanunu'nun 133. maddesinde "Belde ve köyler, vilayet idarei hususiyeleri kendilerine kanunlarla verilen mecburi veya ihtiyari vazifelerin bir veya bir kaçını müşterek tesisat ve idare ile ifa için birlik tesis edebilirler." hükmü yer almış ve aynı Yasa'nın 138. maddesinde ise " Birlikler hükmi şahsiyeti haiz amme müesseseleridir. Vazifelerini ifa ettikleri mahalli idarelerin bu vezaifi ifa hususunda haiz oldukları hukuk ve salâhiyeti haizdirler…" denilmiştir.


>Davalı Doğanşehir Sulama Birliği de, anılan yasal düzenlemelere göre kurulmuş, kamu tüzel kişiliğine sahip bir yerel yönetim birimidir.

Davalı Birlik vekilince, davacının kullanmakta olduğu kaynak suyundan sulama ücreti tahakkuk ettirilmesinin, DSİ tarafından Sulama Birliklerine devredilen yetkiye dayandığı ileri sürülmüştür.

6200 sayılı Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü Teşkilat ve Vazifeleri Hakkında Kanun'un 2. maddesinde Umum Müdürlüğün vazife ve salâhiyetleri sayılmış; 24. maddesinin birinci fıkrasında, tesislerin meydana getirilmesi için yapılacak tüm masrafların 25. maddede yazılı esaslar dairesinde bu tesislerden yararlananlar tarafından ödeneceği hükme bağlanmış; 25/b. maddesinde, sulama tesislerinde yıllık amortisman taksitlerini 24/c. maddesine göre belirlenmiş sınırlar içinde kalan arazi sahiplerinin ödeyeceği, 26. maddesinde ise, tesislerin işletme masraflarının yararlananlar tarafından ödeneceği öngörülmüş; işletme ücretlerinin tabi olacağı hükümleri düzenleyen 28. maddede, taşkın sular ve sellere karşı koruyucu tesislerle ıslah işleri ve gemi işletme tesislerinden ücret alınmayacağına, buna karşılık tam sulama işletmelerinde her arazi sahibinin sulayacağı arazi yüzölçümünün belirlenen ücretle çarpımı suretiyle hesaplanacak meblağı ödemekle yükümlü olduğuna işaret edilmiş; 31. maddede tahakkuk esasları düzenlenerek, tahakkuk eden ücretlerin ödenmemesi halinde 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunacağı belirtilmiştir.


>Buna göre, sulama tesisleri işletme ücretinin, su aboneliği sözleşmesi benzeri herhangi bir sözleşmeye dayanmayıp, tahsilinde 6183 sayılı Yasa hükümlerine tabi kılınmış olması nedeniyle bir kamu alacağı niteliğini taşıdığı açıktır.

Sözüedilen sulama tesislerini devralan Sulama Birliklerinin Tüzüğünde de, sulama ücretlerinin 6183 sayılı Yasa hükümlerine göre cebren tahsili konusunda idareye yetki tanınmış olduğuna göre, uyuşmazlığa konu edilen sulama ücreti tahakkuk işleminin, idarece kamu gücüne dayalı re'sen ve tek yanlı olarak tesis edilen bir idari işlem niteliğini taşıdığı kuşkusuzdur.

Bu durum karşısında, Sulama Birliklerince çiftçi adına sulama ücreti tahakkuk ettirilmesinden doğan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-a. maddesinde belirtilen idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları kapsamında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesi Tek Hakimi'nin başvurusunun reddi gerekmektedir.

SONUÇ :Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Malatya İdare Mahkemesi Tek Hakimi'nce yapılan BAŞVURUNUN REDDİNE, 01.11.2004 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

-- • --

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

Esas No: 2004/62Karar No: 2004/75Tarihi : 1.11.2004

(Hukuk Bölümü)

ÖZET :3516 sayılı Ölçüler ve Ayar Kanunu'nun 15/b. maddesine göre verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın, aynı Yasa maddesinin son bendi hükmü uyarınca ADLİ YARGI YERİNDE çözüm-lenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : Ordu Belediye Başkanlığı

Vekili : Av. M. B.

Davalı : Ordu Sanayi ve Ticaret Müdürlüğü

O L A Y : Belediye Başkanlığının beyanda bulunduğu 5410 adet su sayacından 2319 adedinin periyodik muayenelerinin yaptırılmadığının tespit edildiğinden bahisle, Ordu Sanayi ve Ticaret Müdürlüğünce 5.2.2004 tarih ve 50 sayı ile, 3516 Ölçüler ve Ayar Kanunu'nun 14/d. maddesine aykırılık nedeniyle aynı Kanun'un 15/b. maddesine göre Belediye Başkanlığına 35.800.000.-TL. idari para cezası verilmiştir.

Davacı Belediye vekilince, sözkonusu idari para cezasının kaldırılması istemiyle, 17.2.2004 gününde adli yargı yerinde itirazda bulunulmuştur.

ORDU 2. SULH CEZA MAHKEMESİ; 18.2.2004 gün ve E:2004/9 D.İş, K:2004/9 D.İş sayı ile, 3516 sayılı Ölçüler ve Ayar Kanunu'nun 14/d. ve 15/b. maddeleri gereğince verilen idari para cezasına bakmakla görevli yargı yerinin idare mahkemesi olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı Belediye vekili, aynı istekle, 18.3.2004 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.

ORDU İDARE MAHKEMESİ TEK HAKİMİ; 13.4.2004 gün ve E:2004/22 sayı ile, 3516 sayılı Yasa'nın idari cezalar başlıklı 15. maddesinin son fıkrasındaki, cezaların Sanayi ve Ticaret Bakanlığı İl Müdürü tarafından verileceği, bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine itiraz edilebileceği yolundaki hükme göre davada görevsizlik kararı veren sulh ceza mahkemesinin görevli olduğundan bahisle, görevli yargı yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı Yasa'nın 19. maddesine göre Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına, bu konuda karar verilinceye değin davanın incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü'nün, Tülay TUĞCU'nun Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Z.Nurhan YÜCEL, Sinan TUNCA, Abdullah ARSLAN ve H.Hasan MUTLU'nun katılımlarıyla yapılan 01/11/2004 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre İdare Mahkemesi Tek Hakimi'nce anılan Yasa'nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim İsa YEĞENOĞLU'nun davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;

-İlgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR'ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 3516 sayılı Yasa'nın 15/b. maddesine göre verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle yapılan itirazdan ibarettir.

11.1.1989 tarih ve 3516 sayılı Ölçüler ve Ayar Kanunu'nun "Yasaklar" başlıklı 14. maddesinin (d). bendinde, "Damgası kopmuş, bozulmuş, periyodik muayene zamanında müracaat edilmemiş veya damga süresi geçirilmiş veya damgaları iptal edilmiş ölçü ve ölçü aletlerinin kullanılması, satışa arzı veya satılması, alım satım yerlerinde bulundurulması, damgaları iptal edilmiş ölçü ve ölçü aletlerinin, tamirlerinden sonra tekrar muayene ve damga yaptırılmadan sahiplerine teslimi, (…) Yasaktır." hükmüne yer verilmiş; aynı Yasa'nın "İdari Cezalar" başlıklı 15. maddesinin birinci fıkrasında, "Bu Kanunun;

(…)

b)14 üncü maddenin birinci fıkrasının (d), (e) ve (g) bentlerine aykırı hareket edenlere ikiyüzbin lira,

(…)

Para cezası verilir.(…)" kuralı yer almış ve aynı maddenin son fıkrasında "Bu cezalar Sanayi ve Ticaret Bakanlığı İl Müdürü tarafından verilir. Bu cezalarla ilgili kararlar, ilgililere usulüne göre tebliğ edilir. Bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir. İtiraz, zaruret görülmeyen hallerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılır. Bu Kanuna göre verilen idari para cezaları 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre Sanayi ve Ticaret Bakanlığı İl Müdürlüğü tarafından tahsil olunur." denilmiştir.

Anılan Yasa'nın 15/son. maddesinin açık hükmü karşısında, 3516 sayılı Yasa'nın 15. maddesine göre verilen idari para cezalarına karşı yapılacak itirazları çözümlemekle sulh ceza mahkemelerinin görevli olduğu kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesi Tek Hakiminin başvurusunun kabulü ile Sulh Ceza Mahkemesi'nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.

SONUÇ :Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ordu İdare Mahkemesi Tek Hakimi'nce yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile Ordu 2. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 18.2.2004 gün ve E.2004/9 D.İş, K:2004/9 D.İş sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA , 01.11.2004 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

-- • --

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

Esas No: 2004/67Karar No: 2004/77Tarihi : 1.11.2004

(Hukuk Bölümü)

ÖZET :2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen yönteme uymayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : 1-G. D.,2-S. D.

Vekili : Av. A. G.

Davalı : 1-Maliye Bakanlığı

2-Milli Savunma Bakanlığı

O L A Y : Davacıların oğlu Onur Duygu'nun, Kuleli Askeri Lisesi'nde öğrenim görmekte iken derslerindeki başarısızlığı nedeniyle 3.8.2001 tarihinde okuldan kaydının silinmesi üzerine, öğrenim giderinden faiz hariç 9.305.490.000.-TL. borç çıkartılarak ödenmesi istenilmiş; velisince bu borcun defaten ödenemeyeceği, ancak aylık 50.000.000.-TL. taksitle ödenebileceği yolunda yapılan teklif, Maliye Bakanlığınca yetersiz bulunmuş ve 10.9.2001 günlü 31146 sayılı yazısında, kabul edilebilir bir ödemenin çerçevesi belirtilmiş olup, bu çerçeveye uygun şekilde tahsilata başlanmıştır.

Davacılar vekilince, Genel Kurmay Başkanlığı K.K.K. Kuleli Askeri Lisesi Komutanlığının askeri öğrenci Onur Duygu'nun okuldan kaydının silinmesine ve velisinden tazminat istenmesine dair 3.8.2001 tarih ve 4188-32-01/1064 sayılı işlemine dayalı olarak alınan ve Maliye Bakanlığının bu tazminatın taksitlerle ödenmesine ilişkin velinin verdiği teklifi reddeden 10.9.2001 tarihli ve 31146 sayılı kararının ve müvekkillere yüklenen tazminatın iptallerine ve alınmış olan tazminat miktarının iadesine karar verilmesi istemiyle, 22.7.2002 gününde askeri idari yargı yerinde dava açılmıştır.

ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ İKİNCİ DAİRESİ; 26.9.2002 gün ve E:2002/619, K:2002/757 sayı ile, davacı vekilinin dilekçesinde: 1-Onur Duygu'nun Kuleli Askeri Lisesinden kaydının silinmesi işleminin iptali isteminin Onur Duygu adına velayeten velisi tarafından Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde, 2-Okuldan çıkarılma nedeniyle tazminat istenilmesi, tazminat miktarının taksitlerle ödenmesi yönünden talebin reddi işleminin ve alınmış olan tazminat miktarının iadesi yönündeki istemlerinin Genel Adli Yargı yerinde ayrı ayrı dava açılması gerekirken terditli olarak ve tek dilekçe ile dava açıldığı anlaşılmakla, 1602 sayılı Yasa'nın 45. maddesinin (B) bendi gereğince (30) gün içinde dava açılmak şartıyla dilekçenin reddine karar vermiştir.

Bu arada davacı vekilince, aynı istekle 12.9.2002 gününde genel idari yargı yerinde de dava açılmıştır.

ANKARA 4. İDARE MAHKEMESİ'nce, 4.4.2003 gün ve E:2002/1181, K:2003/414 sayı ile, olayda birden çok işlem var iken dava dilekçesinde iddialar ile sonuç kısmının, yazılı bildirim tarihinde sözü edilen işlemin birbirini tutmadığı, okuldan ilişik kesme işlemi, okul masraflarının borç çıkartılması işlemi, çocuğun tedavi ettirilmesi, borcun iptal edilmesi, ödemenin iadesi isteminin reddine ilişkin işlem olmak üzere farklı makamlarca farklı zamanlarda tesis edilmiş birbirinden farklı işlemler olduğundan, dava dilekçesinde hangisinin iptalinin istenildiği, iptali istenen işlemin tebliğ tarihi belirtilmediğinden, 2577 sayılı Yasa 'nın 3. maddesine uygun bulunmayan dava dilekçesinin aynı Yasa'nın 15/1-d. maddesi uyarınca reddine karar verilmiştir.

Davacılar vekilince, 4.7.2003 gününde kayda giren yenileme dilekçesinde, müvekkillerinden tazminat istenilmesine ilişkin işlemin iptali ile alınmış bulunan tazminatların iadesine karar verilmesi istenilmiştir.

ANKARA 4. İDARE MAHKEMESİ; 7.10.2003 gün ve E:2003/1119, K:2003/1223 sayı ile, askeri okulda öğrenci iken asker kişi sayılan davacıların oğlunun bu okuldaki masraflarının Okul Komutanlığınca tazminat olarak istenilmesine ilişkin uyuşmazlığın görüm ve çözümünde AYİM'in görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacılar vekilince, müvekkillerinin oğlunun askeri okuldan kaydının silinmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle ayrı dilekçeyle açtığı dava, AYİM İKİNCİ DAİRESİ'nin 4.6.2003 gün ve E:2003/611, K:2003/477 sayılı kararıyla süreaşımı yönünden reddedilmiştir.

Davacılar vekili, öğrenim tazminatının tahsiline ilişkin işlem yönünden "Genel Adli Yargı yerinde ayrı dava açılması" yolunda verilen AYİM kararı ile Ankara 4. İdare Mahkemesi kararı arasında doğduğunu öne sürdüğü olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle başvuruda bulunması üzerine, idari yargı dosyası Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü'nün, Tülay TUĞCU'nun Başkanlığında, Üyeler:M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Z. Nurhan YÜCEL, Sinan TUNCA, Abdullah ARSLAN ve H.Hasan MUTLU'nun katılımlarıyla yapılan 01/11/2004 günlü toplantısında, Raportör- Hakim İsa YEĞENOĞLU' nun 2247 sayılı Yasada öngörülen yönteme uymayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR ile AYİM Savcısı Ahmet SİVAS'ın başvurunun reddi gerektiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 14. maddesinde, "Olumsuz görev uyuşmazlığınınbulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararın kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.

Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise, ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir." hükmüne yer verilmiştir.

Açılan bir davada bir yargı merciinin görevsizlik kararı vermesinden sonra görevli olduğu işaret edilen yargı merciine bu davanın intikali üzerine, bu yargı merciince de görevsizlik kararı verilerek daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinin görevli olduğuna işaret edilmesi halinde doğan olumsuz görev uyuşmazlığı nedeniyle tarafları, sebebi ve konusu aynı olan bir davaya bakacak mahkeme bulunmadığından, anılan Yasa'nın 14. maddesine göre yapılacak başvuru üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi'nce görevli yargı merci belirtilmek suretiyle davanın esasının incelenebilmesi olanaklı hale gelecektir.

Olayda; askeri idari yargı yerinde açılan davada Askeri Yüksek İdare Mahkemesi İkinci Dairesi'nce verilen dilekçe ret kararında, öğrenim tazminatının tahsiline ilişkin işlemler yönünden "Genel Adli Yargı Yerinde" ayrı dilekçe ile dava açılması gerektiğine işaret edilmiş; bu karar verilmeden önce genel idari yargı yerinde açılan davada ise, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiş olup, davacılar vekilince söz konusu kararlar nedeniyle doğduğu ileri sürülen görev uyuşmazlığının giderilmesi istenilmiştir.

Oysa, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi İkinci Dairesi'nin kararında işaret ettiği adli yargı yerine açılmış bir dava ve bu dava sonucunda daha önce görevsizlik kararları veren yargı mercilerinin görevli olduğu yolunda verilmiş bir görevsizlik kararı olmadığına göre, olayda davaya bakacak bir mahkeme kalmadığından söz edilemez. Başka bir ifadeyle, davacının, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi İkinci Dairesi'nin kararı üzerine öğrenim giderleri tazminatı istenilmesi ve velinin taksitlendirme talebinin reddi işlemleri ile alınan tazminat miktarının iadesi yönünden adli yargı yerinde dava açması gerekmektedir.

Bu durumda, genel idari yargı yerince işaret edilen askeri idari yargı yeri tarafından, davada üçüncü bir yargı mercii olan adli yargı yerinin görevli olduğuna işaret edilmiş olması karşısında, olayda 2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğundan sözetmek olanaksızdır.

2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi, "Uyuşmazlık Mahkemesi, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceler; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddeder." hükmünü taşımakta olup, yukarıda açıklanan nedenlerle yöntemine uymayan başvurunun anılan 27. madde uyarınca reddi gerekmektedir.

SONUÇ :2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen yönteme uymayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 01.11.2004 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

-- • --

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

Esas No: 2004/79Karar No: 2004/78Tarihi : 1.11.2004

(Hukuk Bölümü)

ÖZET :Baraj gölünde batan feribotun yolcusunun ölümü nedeniyle yakınları tarafından açılan tazminat davasının, taşıyıcının sorumluluğunu düzenleyen Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacılar : 1-H. G. D. ve çocukları

2-M. ve Y. D. ile çocukları

Vekilleri : Av. H. E.

Davalılar : 1-İl Özel İdaresine izafeten Elazığ Valiliği

Vekili : Av. Ö.S.

2-Baskil Kaymakamlığı

3-Baskil İlçesi Belde ve Köylere Hizmet Götürme Birliği

Vekili : Av. M. S.

OLAY : Mülkiyeti Elazığ İl Özel İdaresine ait bulunan ve Baskil İlçesi Belde ve Köylere Hizmet Götürme Birliği tarafından Karakaya Baraj Gölünde işletilmekte olan feribotun, 29.8.2002 gününde Baskil-İmikuşağı İskelesinden aldığı yolcu ve yükleriyle hareket ettikten sonra Battalgazi-Atabey İskelesine varmadan baraj gölünde alabora olarak batması sonucunda feribot yolcusu Mehmet Ali Demir boğularak ölmüştür.

Davacılar vekilince, muris ve yakının ölümü nedeniyle destekten yoksun kalan ve büyük acı ve elem duyan eş ve çocukları ile anne, baba ve diğer yakınlar için 130.000.000.000.-TL. maddi ve 285.000.000.000.-TL. manevi olmak üzere toplam 415.000.000.000.-TL. tazminatın, olay tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte, davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline hükmedilmesi istemiyle, 18.7.2003 gününde idari yargı yerinde dava açılmıştır.

Davalı idarelerin vekillerince, birinci savunma dilekçelerinde, davada adli yargının görevli olduğu ileri sürülerek görev itirazında bulunulmuştur.

MALATYA İDARE MAHKEMESİ ;26.12.2003 gün ve E:2003/977 sayı ile, batan feribotta bulunan murislerini kaybeden davacılar tarafından, davalı idarelerin üzerine düşen kontrol görevini gereği gibi yerine getirmediğinden bahisle uğranıldığı ileri sürülen zararın tazmini istenildiği görülmekle, bakılan bu davada kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının idare hukuku ilkelerine göre saptanması gerekeceğinden, 2577 sayılı Yasa'nın 2/1-b. maddesi kapsamındaki tam yargı davasının görüm ve çözümünde idari yargı yerinin görevli bulunduğu gerekçesiyle görev itirazını reddederek görevlilik kararı vermiştir.

Davalı idare vekilinin olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması yolundaki dilekçesi üzerine dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; Elazığ İl Özel İdaresine ait feribotun, Baskil Kaymakamlığı Köylere Hizmet Götürme Birliği'ne, Karakaya Barajında yük ve yolcu taşıma işinde kullanılmak üzere kiralandığı, idarenin bu hizmeti bir kamu hizmeti olmakla birlikte, yolcu taşımacılığı işini yolculara bilet satarak yaptığı ve yolcuların da bu bileti ücreti karşılığında satın alarak bu hizmetten yararlandığı; bu nedenle, taraflar arasında icap ve kabulden doğan hukuki bir ilişki kurulduğu, Türk Ticaret Kanunu'nun 12. maddesinde, kara, deniz ve havada, nehir ve göllerde yolcu ve eşya taşımak üzere kurulan müesseselerin ticarethane sayılacağına işaret edildiği, anılan Kanun'un 798. maddesinde, yolcuların, taşıyıcılar tarafından iç hizmetleri tanzim için konmuş olan usul ve talimatı ihlal etmemekle yükümlü oldukları, 806. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında ise, taşıyıcının, yolcuları gidecekleri yere sağ ve salim olarak ulaştırmakla mükellef bulunduğu, yolcuların kazaya uğramaları halinde bundan doğacak zararların taşıyıcı tarafından tazmin edileceği, yolcunun kaza sonucunda ölmesi halinde de mirasçılarının uğradıkları zarara karşılık taşıyıcıdan tazminat isteyebileceklerinin hükme bağlandığı, Türk Ticaret Kanunu'nun anılan maddeleri uyarınca yolcu taşıma işinin, ücret karşılığında yapılan ticari bir faaliyet niteliği taşıdığının ve bu işi yapanın da tacir olduğunun anlaşıldığı, Anayasa Mahkemesince yolcu taşıma ücretlerinin, kamu gücüne dayanılarak alınan vergi benzeri mali yükümlülükler kapsamında görülmediği, olayda ölenin yolcu olması, davalı idarenin ise taşıyıcı sıfatını taşıması karşısında, kârlılık ve verimlilik ilkeleri doğrultusunda ticari alanda yürütülen taşımacılık faaliyetinin, idarenin kamusal nitelikte üstün hak ve yetkiler tanıyan hüküm ve koşullar içermemesi nedeniyle, idari sözleşme olmadığı, ancak tarafların serbest iradesine dayanan ticari nitelikte bir özel hukuk sözleşmesi olduğu sonucuna varıldığı, bu durum karşısında, idarenin özel hukuk sözleşmesinden doğan uyuşmazlığın, görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli bulunduğundan Malatya İdare Mahkemesi'nin görevlilik kararının kaldırılması gerektiği gerekçesiyle, adli yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarmış olup, 2247 sayılı Yasa'nın 10. maddesine göre görev konusunun incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesi'nden istemiştir.

Başkanlıkça, 227 sayılı Yasa'nın 13. maddesinin üçüncü fıkrasına göre Danıştay Başsavcısı'ndan yazılı düşüncesi istenilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI;Olayda, davacıların murisinin davalılardan Baskil Köylere Hizmet Götürme Birliğince işletilen Baskil Feribotunda müşteri sıfatı ile yolculuk ettiği sırada feribotun batması sonucu vefat etmesi nedeniyle uğranıldığı iddia olunan maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle açılan davada, taraflardan davacı murisinin sıfatı yolcu, davalı kurumun sıfatı ise taşıyıcı olup, aralarındaki hukuki ilişkinin Türk Ticaret Kanunu ve Borçlar Kanunu hükümleri karşısında özel hukuk ilişkisi niteliğini taşıdığı, bu durumda; olayın oluş biçimi ve tarafların sıfatları bakımından idare hukuku alanına giren bir idari eylem veya işlemden doğmuş herhangi bir zararın varlığından söz edilemeyeceğinden, taşıyıcı kurum ile yolcu arasında özel hukuk ilişkisinden doğan bir zararın tazmini istemiyle açılan davanın, 2577 sayılı İYUK.nun 2/1-b. maddesinde belirtilen dava türleri arasında yer almaması nedeniyle, görüm ve çözümünün idari yargıya ait bulunmadığı, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 2247 sayılı Yasa'nın 10. maddesine göre yapmış olduğu başvurunun kabulü gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü'nün, Tülay TUĞCU'nun Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Z.Nurhan YÜCEL, Sinan TUNCA, Abdullah ARSLAN ve H.Hasan MUTLU'nun katılımlarıyla yapılan 01/11/2004 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre davalı vekilince anılan Yasa'nın 10. maddesinde öngörülen yönteme uygun şekilde ve 12. maddede belirlenen süre içinde başvurulması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından uyuşmazlık çıkarıldığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II- ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim İsa YEĞENOĞLU'nun davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının adli yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve Danıştay Başsavcısının davada adli yargının görevli bulunduğuna ilişkin düşünce yazıları ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR'ün yazılı düşünceler doğrultusundaki açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, baraj gölünde batan feribotun yolcusunun ölümü nedeniyle yakınlarının uğradığı zararların idarece tazmini istemiyle açılmıştır.

Uyuşmazlığın çözümü için, olayda yerel yönetimlerce yürütülen faaliyetin ve zarar gören ile aralarındaki hukuki ilişkinin niteliğinin incelenmesi gerekmektedir.

29.6.1956 tarih ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 12. maddesinde, kara, deniz ve havada, nehir ve göllerde yolcu ve eşya taşımak üzere kurulan müesseselerin ticarethane sayılacağına işaret edilmiş; anılan Kanun'un " Taşıma İşleri ve Taşıma Senedi" başlıklı İkinci Kısımının "Yolcu Taşıma" ya ilişkin Üçüncü Ayırımında yer alan 798. maddesinde, yolcuların, taşıyıcılar tarafından iç hizmetleri tanzim için konmuş olan usul ve talimatı ihlâl etmemekle mükellef oldukları, 806. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında ise, taşıyıcının, yolcuları gidecekleri yere sağ ve salim olarak ulaştırmakla mükellef bulunduğu, yolcuların kazaya uğramaları halinde bundan doğacak zararların taşıyıcı tarafından tazmin edileceği, yolcunun kaza neticesinde ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalan kimselerin dahi uğradıkları zararlara karşılık taşıyıcıdan tazminat isteyebilecekleri, ancak taşıyıcının, kazanın kendisine ve yardımcılarına yükletilmesi mümkün olan bir kusurdan doğmadığını ispat ettiği takdirde bu iki haldeki tazminattan kurtulacağı hükme bağlanmıştır.

Anılan yasal düzenlemeden, yolcu taşıma işinin, ücret karşılığında yapılan ticari bir faaliyet niteliği taşıdığı ve bu işi yapanın da tacir olduğu anlaşılmaktadır.

Öte yandan, Anayasa Mahkemesi 18.2.1985 günlü, E:1984/9, K:1985/4 sayılı kararında, karayollarından , köprülerden alınan geçiş parası, su, elektrik, havagazı, demiryolları, hava yolları, kimi hastane ücretleri gibi, ekonomik koşullara göre oluşturulan ve tesislerin bakımını, idamesini ve yeni yatırımlar yapılmasını sağlamak için yapılan ödemeleri belirli kamu hizmetleri karşılığında kişilerden alınan, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerden ayrı kabul etmiş olup; bu kabule göre, baraj gölü taşımacılığında alınan yolcu taşıma ücretlerinin, kamu gücüne dayanılarak alınan vergi benzeri mali yükümlülükler kapsamında olmadığı da açıktır.

Olayda, zarar görenin yolcu olması, davalı Birliğin ise taşıyıcı sıfatını taşıması karşısında, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin taşıma sözleşmesine dayanan bir özel hukuk ilişkisi olduğu; Yerel Yönetim Birliğinin ticari alanda yürüttüğü taşımacılık faaliyetinin de özel hukuk hükümlerine tabi bulunduğu açıktır.

Öte yandan, feribotun maliki Özel İdare Müdürlüğü ile Yerel Yönetim Birliği arasındaki hukuki ilişki de kira sözleşmesine dayanan bir özel hukuk ilişkisidir.

Belirtilen durum karşısında ve Birlik tarafından yürütülen faaliyetin ve taraflar arasındaki hukuki ilişkinin niteliği gözönüne alındığında, olayda idari bir eylem ya da işlemden doğmuş herhangi bir zarar sözkonusu olmayıp , yolcunun uğradığı zarardan dolayı taşıyıcının tazmin yükümlülüğünün saptanmasına ilişkin bulunan davanın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 2247 sayılı Yasa'nın 10. maddesine göre yapılan başvurunun kabulü ile İdare Mahkemesi'nin görevlilik kararının kaldırılması gerekmektedir.

SONUÇ :Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Malatya İdare Mahkemesi'nin 26.12.2003 gün ve E:2003/977 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 01.11.2004 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

-- • --

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

Esas No: 2004/80Karar No: 2004/79Tarihi : 1.11.2004

(Hukuk Bölümü)

ÖZET :2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVU-RUNUN, aynı Yasa'nın 27. maddesi uya-rınca REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : AKTAŞ Elektrik Tic. A.Ş.

Vekili : Av. S. A.

Davalılar :1-İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı

Vekili: Av. Ş. İ.

2- Ümraniye Belediye Başkanlığı

O L A Y : Adıgeçen Şirket tarafından ruhsatsız kazı yapılarak cadde üzerinde tranşe açıldığının tespit edildiği nedeniyle, Belediye Encümeninin 24.3.1998 tarih ve 894 sayılı kararıyla, 3194 sayılı Yasa'nın 42. maddesi uyarınca 5.700.000.000.-TL. para cezası verilmiş ve ayrıca hasar bedeli olarak hesaplanan 4.000.962.000.- TL. ile birlikte düzenlenen ödeme emri tebliğ edilmiştir.

Davacı Şirket vekilince sözkonusu ödeme emrinin iptali ile 5.700.000.000.-TL. para cezası 4.000.962.000.-TL. hasar bedelinin kaldırılması istemiyle, 14.7.1998 gününde idari yargı yerinde dava açılmıştır.

İSTANBUL 4. İDARE MAHKEMESİ'nce, 30.11.1998 gün ve E: 1998/751, K:1998/1226 sayı ile, 3194 sayılı Yasa'nın 42. maddesine göre para cezası verilmesine ilişkin encümen kararına karşı Sulh Ceza Mahkemesinde itiraz edilebilecekken, görüm ve çözümü farklı yargı yerlerine ait olan işlemlere karşı ayrı ayrı dilekçelerle dava açılmak üzere 2577 sayılı İYUK.'nun 15/1-d. maddesi uyarınca dilekçenin reddine karar vermiştir.

Davacı vekili 3194 sayılı Yasa'nın 42. maddesi uyarınca 5.700.000.000.-TL. para cezası verilmesine ilişkin 24.3.1998 gün ve 894 sayılı encümen kararının iptali istemiyle, 10.3.1999 gününde yenilenen dilekçe ile idari yargı yerinde dava açmıştır.

İSTANBUL 4. İDARE MAHKEMESİ; 18.3.1999 gün ve E:1999/385, K:1999/373 sayı ile, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 42. maddesine göre verilen para cezalarına karşı aynı maddenin beşinci fıkrası uyarınca sulh ceza mahkemesinde itiraz edilebileceği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine DANIŞTAY ALTINCI DAİRESİ'nin 4.12.2000 gün ve E:1999/5228, K:2000/6052 sayılı kararıyla onanmak suretiyle kesinleşmiştir.

Davacı Şirket vekilince, 1580 sayılı Yasa'nın 113. maddesi uyarınca 507.060.000.-TL. para cezası verilmesine ilişkin 10.12.1998 tarih ve 4036 sayılı Ümraniye Belediye Encümeni kararının kaldırılması istemiyle, 29.12.1998 gününde adli yargı yerinde itirazda bulunulmuştur.

ÜSKÜDAR 3. SULH CEZA MAHKEMESİ; 29.12.1998 gün ve E:1998/1315, K:1998/1330 sayı ile, 1580 sayılı Yasa'nın 113. maddesine göre verilen para cezasının idari tasarrufa konu teşkil etmesine binaen itirazı inceleme yetkisinin idare mahkemesine ait olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir.

Davacı vekilinin, mahkemeler arasında görev ve yetki uyuşmazlığı bulunduğunu ileri sürerek giderilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığına hitaben verdiği dilekçe üzerine İstanbul 4. İdare Mahkemesi; 17.4.2001 gün ve E: 1999/385, K :1999/373 sayı ile, 2247 sayılı Yasa'da öngörülen usul ve esaslara uymayan dilekçenin Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmesini gerektirir yasal bir zorunluluk bulunmadığı gerekçesiyle istemin reddine karar vermiş; bu karar; davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine Danıştay Altıncı Dairesi'nce, 9.1.2003 gün ve E:2001/5576, K:2003/129 sayı ile, var olduğu ileri sürülen görev uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle Uyuşmazlık Mahkemesine muhatap dilekçe ile yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasa'nın 15. maddesi uyarınca Uyuşmazlık Mahkemesine iletilmesi gerekirken Mahkemenin görev alanında olmayan bu konunun irdelenmesi sonucu davacı isteminin reddi yolunda verilen kararda isabet görülmediği gerekçesiyle bozulmuş; İstanbul Büyükşehir Belediyesi vekilinin karar düzeltme isteği aynı Daire'nin 7.11.2003 gün ve E:2003/4598, K:2003/5520 sayılı kararıyla reddedilmiştir.

Anılan bozma kararına uyan İstanbul 4. İdare Mahkemesi, 5.3.2004 gün ve E:2004/266 sayılı ara kararı ile, görev uyuşmazlığının giderilmesi istemini içeren dilekçe ile birlikte idari yargı dosyasını Uyuşmazlık Mahkemesi'ne göndermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü'nün, Tülay TUĞCU'nun Başkanlığında, Üyeler:M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Z. Nurhan YÜCEL, Sinan TUNCA, Abdullah ARSLAN ve H.Hasan MUTLU'nun katılımlarıyla yapılan 01/11/2004 günlü toplantısında, Raportör- Hakim İsa YEĞENOĞLU' nun 2247 sayılı Yasada öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR'ün başvurunun reddi gerektiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 14. maddesine göre, olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için: adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararın kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte; bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir. Aynı Yasa'nın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesi'nin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.

Olayda, adli ve idari yargı yerlerince birbirlerini görevli görerek verilmiş görevsizlik kararları bulunmakta ise de, İstanbul 4. İdare Mahkemesi'nce, İstanbul Büyükşehir Belediye Encümeninin 3194 sayılı Yasa'nın 42. maddesine göre tesis ettiği idari para cezası hakkında karar verilmiş olmasına karşılık, Üsküdar 3. Sulh Ceza Mahkemesi'nin kararı Ümraniye Belediye Encümenince 1580 sayılı Yasa'nın 113. maddesine göre verilen para cezasına ilişkin bulunduğundan, her iki davanın konuları ve sebepleri ile davalılar yönünden taraflarının aynı olmadığı anlaşılmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasa'da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun 27. madde uyarınca reddi gerekmektedir.

SONUÇ :2247 sayılı Yasa'nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 01.11.2004 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

-- • --

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

Esas No: 2004/89Karar No: 2004/82Tarihi : 1.11.2004

(Hukuk Bölümü)

ÖZET :Sahil Güvenlik Komutanlığında mütercim olarak görev yapan davacının kurumlararası nakil suretiyle atanma isteğinin Komutanlıkça uygun bulunmamasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın, ASKERİ İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk

K A R A R

Davacı : Ç. B.

Davalı : İçişleri Bakanlığı Sahil Güvenlik Komutanlığı

O L A Y : Sahil Güvenlik Komutanlığı (Ankara) emrinde mütercim olarak görev yapmakta olan davacı, Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinde boş bulunan mütercim-tercüman kadrosuna atanmak için başvuruda bulunmuş ise de, istek yazısı üzerine Komutanlığın 15.5. 2004 tarih ve 4310-840-04/Dev.Me.Ks. sayılı cevabi yazısında: mütercime olan ihtiyaç nedeniyle atanmasının uygun mütalaa edilmediği, adıgeçen Kuruma bildirilmiştir.

Davacı, kurumlararası naklen atanmasına Komutanlıkça muvafakat verilmemesine ilişkin işlemin iptali istemiyle, 25.5.2004 gününde genel idari yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı idarece, birinci savunma dilekçesinde, davanın çözümünde AYİM.'in görevli olduğu ileri sürülerek, görev itirazında bulunulmuştur.

ANKARA 8. İDARE MAHKEMESİ; 21.6.2004 gün ve E:2004/1862, sayı ile, Sahil Güvenlik Komutanlığı emrinde sivil memur (mütercim) olarak görev yapan davacının, Avrupa Birliği Genel Sekreterliği emrine naklen atanabilmesi için muvafakat verilmemesi işlemi askeri hizmete ilişkin olmadığı gibi, davacının kurumdaki statüsünün sivil memur olması nedeniyle Anayasa'nın 157. ve 1602 sayılı Yasa'nın 20. maddelerinde öngörülen koşullar gerçekleşmediğinden davanın görüm ve çözümünün Mahkemenin görevine girdiği gerekçesiyle, davalı idarenin görev itirazını reddederek görevlilik kararı vermiştir.

Davalı idarenin başvurusu üzerine dava dosyası, sehven gönderildiği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca, 2247 sayılı Yasa'nın 10. maddesine göre askeri idari yargı yararına yapılan görev itirazlarında yetkili makam olan AYİM Başsavcılığına tevcih edilmiştir.

ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ BAŞSAVCISI; Anayasa'nın 157. ve 1602 sayılı Yasa'nın 20. maddelerine göre AYİM'in bir davaya bakabilmesi için, dava konusu işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşullarının birlikte gerçekleşmesinin gerektiği, davacı 1602 sayılı Yasa'nın 20. maddesinin ikinci fıkrası gereğince asker kişi sayıldığından dava konusu işlemin asker kişiyi ilgilendirdiğinin tartışmasız bulunduğu, dava konusu olayda, Sahil Güvenlik Komutanlığında mütercim (sivil memur) olarak görev yapmakta olan davacının Avrupa Birliği Genel Sekreterliği emrine naklen atanması için muvafakat isteminin reddine ilişkin işlemin iptali konusunda karar verilebilmesi için, davacının Türk Silahlı Kuvvetlerinde ifa ettiği görevin ve kendisine Türk Silahlı Kuvvetlerinde mütercim olarak duyulan ihtiyacın birlikte değerlendirilmesi gerektiği, bu durumda, dava konusu işlemin askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edildiği ve bu nedenle de askeri hizmete ilişkin bulunduğu, yapılan bu açıklamalara göre dava konusu olayda Anayasanın 157. ve 1602 sayılı AYİM Kanununun 20. maddesinde öngörülen idari işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşulları birlikte gerçekleştiğinden, davanın görüm ve çözümünde AYİM.'in görevli olduğu ve bu nedenle Ankara 8. İdare Mahkemesi'nin görevlilik kararının kaldırılmasının gerektiği gerekçesiyle, askeri idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarmış olup, 2247 sayılı Yasa'nın 10. maddesine göre görev konusunun incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesi'nden istemiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa'nın 13. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, Danıştay Başsavcılığından yazılı düşüncesi istenilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Anayasanın 157. maddesine göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 20 nci maddesinde de söz konusu Anayasa hükmüne aynen yer verilmiş ve Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurların asker kişi sayıldığı, 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanununun 2 inci maddesinde bu Kanunda belirtilen görev ve hizmetleri yapmak üzere silahlı bir güvenlik kuvveti olan Sahil Güvenlik Komutanlığının kurulduğu, Komutanlığın Türk Silahlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşu içerisinde yer aldığı, barışta görev ve hizmet yönünden İçişleri Bakanlığına bağlı bulunduğunun öngörüldüğü, aynı Kanunun 7 nci maddesinde personel kaynakları ve uygulanacak mevzuat, 8 inci maddesinde görevli personelin atanmaları ile ilgili hususlar düzenlenerek 9 uncu maddesinde, Sahil Güvenlik Komutanlığında görevli sahil güvenlik mensubu, subay, astsubay, sivil personel, uzman erbaş, erbaş ve erlerin hizmet gerekleri veya sağlık yahut diğer nedenlerle görev ve hizmet yerlerinin değiştirilmesinin Sahil Güvenlik Komutanlığı'nca yapılacağının belirtildiği, görevli yargı yerinin belirlenmesi yönünden işlemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığının saptanabilmesi için kuşkusuz işlemin konusuna bakılması gerekmekte, işlemin askeri gereklere, askeri usul ile yönteme ve askeri hizmete göre tesis olunması halinde bu işlemin askeri hizmete ilişkin bulunduğunun kabul edileceği, incelenen dosyadan, Sahil Güvenlik Komutanlığı emrinde Sivil Memur (Mütercim) olan davacının, naklen başka bir kuruma atanmasına muvafakat edilmemesi işleminin dava konusu edildiği, davalı idarece Türk Silahlı Kuvvetlerinde mütercime duyulan ihtiyacın işlemin nedeni olarak gösterildiği, bu hale göre, askeri gereklere, askeri usul ve yöntem ile askeri hizmete göre tesis olunduğu görülen işleme karşı açılan davanın, görüm ve çözümü askeri idari yargıya ait bulunduğundan, AYİM Başsavcılığınca 2247 sayılı Yasa'nın 10. maddesine göre yapılan başvurunun kabulü gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü'nün, Tülay TUĞCU'nun Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Z.Nurhan YÜCEL, Sinan TUNCA, Abdullah ARSLAN ve H. Hasan MUTLU'nun katılımlarıyla yapılan 01/11/2004 günlü toplantısında;

I- İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, davalı idarece anılan Yasa'nın 10. maddesinde öngörülen yönteme uygun şekilde ve 12. maddede belirlenen süre içinde başvurulması üzerine AYİM Başsavcısı tarafından uyuşmazlık çıkarıldığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim İsa YEĞENOĞLU'nun davanın çözümünde askeri idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile AYİM Başsavcısının askeri idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve Danıştay Başsavcısının davada askeri idari yargının görevli bulunduğuna ilişkin düşünce yazıları ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR ile AYİM Savcısı Ahmet SİVAS'ın yazılı düşünceler doğrultusundaki açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, kurumlararası naklen atamaya Komutanlıkça muvafakat verilmemesi işleminin iptali isteminden ibarettir.

Anayasa'nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu; ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiş; 20.7.1972 tarih ve 1602 sayılı Yasa'nın 25.12.1981 tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinde de aynı hüküm yer almıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlemin "asker kişiyi ilgilendirmesi" ve "askeri hizmete ilişkin bulunması" koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.

1602 sayılı Yasa'nın değişik 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan, subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.

İdari işlemin, görevli yargı yerinin tespiti yönünden " askeri hizmete ilişkin" olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerekmektedir. Eğer idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş ise bu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğu kabul edilmelidir. Daha açık bir ifadeyle, askeri hizmete ilişkin idari işlemler: idarenin bir asker kişinin askeri yeterlik ve yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gerekler gözönünde tutularak değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen işlemlerdir. İşlem, askeri olmayan bir makam tarafından tesis edilmiş olsa bile durum değişmemekte menfaati ihlal edilen asker kişinin açtığı davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nde görülmesi gerekmektedir.

Olayda, Sahil Güvenlik Komutanlığı emrinde Devlet memuru-mütercim kadrosunda görev yapan davacının, başvuruda bulunduğu Avrupa Birliği Genel Sekreterliğindeki mütercim-tercüman kadrosuna 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 74. maddesine göre kurumlararası nakil suretiyle atanma isteğine, Komutanlıkça hizmetine ihtiyaç bulunduğu nedeniyle muvafakat verilmediği anlaşılmaktadır.

9.7.1982 tarih ve 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu'nun 2. maddesinde, "Bu Kanunda belirtilen görev ve hizmetleri yapmak üzere silahlı bir güvenlik kuvveti olan Sahil Güvenlik Komutanlığı kurulmuştur.

Bu Komutanlık, Türk Silahlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşu içerisinde olup, barışta görev ve hizmet yönünden İçişleri Bakanlığına bağlıdır." denilmiş; aynı Yasa'nın değişik 6. maddesinin birinci fıkrasında "Sahil Güvenlik Komutanlığı teşkilâtı; görevin özelliği ve Türk Silahlı Kuvvetlerindeki esaslara uygun olarak kendi kuruluş ve kadrolarında gösterilir." ve değişik 7. maddesinin birinci fıkrasında "Sahil Güvenlik Komutanlığı personeli; subay, astsubay, uzman erbaş, askeri öğrenci, erbaş ve erler ile Devlet memuru ve işçilerden oluşur." hükümlerine yer verilmiş; değişik 9. maddesinde ise "Sahil Güvenlik Komutanlığında görevli sahil güvenlik mensubu subay, astsubay, sivil personel, uzman erbaş, erbaş ve erlerin hizmet gerekleri veya sağlık yahut diğer nedenlerle görev ve hizmet yerlerinin değiştirilmesi Sahil Güvenlik Komutanlığı tarafından yapılır." hükmü yer almıştır.

Buna göre, anılan Komutanlıkta Devlet memuru kadrosunda görev yapan davacının, 1602 sayılı Yasa'nın 20. maddesinde sayılan -sivil memur- asker kişilerden olduğu ve bu nedenle dava konusu işlemin asker kişiyi ilgilendirdiği kuşkusuzdur.

Öte yandan, kurumlararası naklen atanma isteği hakkında işlem tesis edilirken, idarece davacının askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri ve 2692 sayılı Yasa'nın değişik 9. maddesinde işaret edilen hizmet gerekleri gözönüne alınarak değerlendirildiği ve bu işlemin yargısal denetimi sırasında da bu hususların dikkate alınacağı açık olduğundan, davacı hakkında tesis edilen idari işlem askeri hizmete ilişkin bulunmaktadır.

Belirtilen durumlara göre ve olayda Anayasa'nın 157. ve 1602 sayılı Yasa'nın 20. maddelerinde öngörülen, idari işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşulları birlikte gerçekleştiğinden, davanın görüm ve çözümü Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nin görevine girmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcılığının başvurusunun kabulü ile İdare Mahkemesi'nin görevlilik kararının kaldırılması gerekmektedir.

SONUÇ :Davanın çözümünde ASKERİ İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcısının BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 8. İdare Mahkemesi'nin 21.6.2004 gün ve E:2004/1862 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 01.11.2004 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

-- • --

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

Esas No: 2004/64Karar No: 2004/83Tarihi : 6.12..2004

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : İmece yöntemiyle köye içme suyu getirme çalışması sırasında meydana gelen iş kazasında yaşamını yitiren kişinin mirasçıları tarafından köy tüzel kişiliğine karşı açılan davanın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacılar : E. B. ve çocukları

Vekili : Av. M. A.

Davalı : Şahmuratlı Köyü Muhtarlığı

O L A Y : Muris Erol BAŞER, Şahmuratlı Köyü tüzel kişiliği tarafından imece yöntemiyle köye içme suyu getirmek için yapılan çalışmada meydana gelen iş kazası sonucunda yaşamını yitirmiştir.

Adı geçenin mirasçıları olan eşi Elmas BAŞER ve çocukları ile annesi, babası ve kardeşi tarafından toplam 10 milyar lira destekten yoksun kalma tazminatının ve manevi tazminatın ödenmesine hükmedilmesi istemiyle köy tüzel kişiliğine karşı adli yargı yerinde dava açılmıştır.

SORGUN ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 25.3.2003 günlü, E:2001/386, K:2003/167 sayılı kararıyla; yaptırılan bilirkişi incelemeleri sonucunda düzenlenen raporlarda olayda kusurun ölene ve köy tüzel kişiliğine ait olduğu, davanın köy muhtarı ve azalarına karşı açıldığı, bu durumda köy tüzel kişiliği, köy muhtarlığı, muhtarlık ve azalar aleyhine ancak Danıştay'da dava açılabileceği gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiştir. Bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Davacılardan mirasçı eş Elmas BAŞER kendisi adına asaleten, küçük çocukları Kezban ve Sinan adına velayeten toplam 9.000.000.0000.-TL destekten yoksun kalma tazminata ve 1.000.000.000.-TL manevi tazminata hükmedilmesi istemiyle köy tüzel kişiliğine karşı Danıştay'da dava açmıştır.

DANIŞTAY SEKİZİNCİ DAİRESİ; 16.06.2003 günlü, E:2003/2506; K:2003/2925 sayılı kararıyla 2577 sayılı Yasanın 24 ve 36/b maddeleri uyarınca davanın görüm ve çözümünün Kayseri İdare Mahkemesinin görev ve yetki alanı içinde bulunduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine, dosyanın Kayseri İdare Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

KAYSERİ İDARE MAHKEMESİ;13.02.2004 günlü, E.2003/1249; K:2004/127 sayılı kararıyla 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 2,11 ve 134. maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanununun 2. maddesi uyarınca her ne kadar köye getirilen içme suyunun imece yöntemiyle yapıldığı belirtilmiş ise de, murisin işçi durumunda bulunduğu, iş sözleşmesinin ise özel bir biçime tabi olmadığı hususları göz önüne alındığında, iş kazası olduğu çekişmesiz bulunan olay nedeniyle uğranıldığı öne sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davayı görev yönünden reddetmiştir. Bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Davacılar vekili 28.04.2004 tarihli dilekçe ile görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesi isteminde bulunmuştur.

İNCELEME VE GEREKÇE :Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümünün, Tülay TUĞCU'nun Başkanlığında, Üyeler : Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Z. Nurhan YÜCEL, Esen EROL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN'ın katılımlarıyla yapılan 06.12.2004 günlü toplantısında;

I- İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasanın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesine gönderildiği, usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II- ESASIN İNCELENMESİ : Raportör- Hakim Murat H. YURDAKÖK'ün davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;

İlgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR'ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava,10.06.2001 tarihinde köy ihtiyar heyetince alınan karar üzerine Şahmuratlı köyüne içme suyu getirmek için imece yöntemiyle yapılan çalışma sırasında meydana gelen kazada yaşamını yitiren Erol BAŞER'in mirasçıları tarafından uğradıkları zarara karşılık olarak destekten yoksun kalma tazminatına ve manevi tazminata hükmedilmesi isteminden ibarettir.

442 sayılı Köy Kanununun 12. maddesinde köy işlerinin zorunlu ve köylünün isteğine bağlı işler olarak ikiye ayrıldığı, köylünün zorunlu işleri yapmaması durumunda cezalandırılacağı hükmüne yer verilmiştir.

Anılan Yasanın 13. maddesinin 2 numaralı bendinde; "köye kapalı yoldan içilecek su getirmek ve çeşme yapmak, köyün içtiği su kapalı geliyorsa yolunda delik deşik bırakmamak …" zorunlu işler arasında sayılmış,15. maddesinde ise köy işlerinin bir çoğunun bütün köylü birleşerek imece yöntemi ile yapılacağı belirtilmiştir.

Anayasanın 125. maddesinde, yönetimin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kuralına yer verilmiş olup, kamu hizmetinin görülmesi sırasında oluşan zararların tazmini istemiyle yönetime karşı açılan davaların; yönetim hukukunun "hizmet kusuru" esasına göre ya da hizmetin kusurlu işlememesi durumunda zararla yönetimin eylemi arasında illiyet bağının bulunması koşuluyla tazmini gerekeceği yolundaki yönetim hukukuna ait "kusursuz sorumluluk" ilkesi göz önünde bulundurularak idari yargı yerlerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Olayda, 442 sayılı Köy Kanununun 12 ve 13. maddeleri hükümleri uyarınca köy ihtiyar heyeti kararı ile başlanılan köye içme suyu getirme işinin kamu hizmeti niteliğinde olması ve anılan işin yine aynı Yasa gereğince yapılması zorunlu işler arasında sayılarak yapılmaması durumunda ilgililerin cezalandırılacağının belirtilmesi karşısında davacılar murisinin de kamu hizmetinin görülmesi sırasında öldüğünün kabulü zorunludur.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesinde idari dava türleri arasında sayılan tam yargı davaları, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan davalar olarak tanımlanmış; aynı Yasanın 12.maddesinde, ilgililere haklarını ihlal eden bir idari işlemin yürütülmesi nedeniyle doğan zararlardan dolayı, 13. maddesinde de idari eylemlerden dolayı hakları ihlal edilmiş olanların bu nedenle idari yargı yerinde tam yargı davası açabilmelerine olanak tanınmıştı


SORUMSUZLUK BEYANI: Mevzuat.com başta Resmi Gazete olmak üzere çeşitli kaynaklardan içerik temin etmektedir. Bu içeriğin temini sırasında ve sonrasında Mevzuat.com'da yer alan bilgilerde: yanlışlıklar, hatalar, eksiklikler bulunabilir; eklemeler, çıkartmalar, güncellemeler, parçalara ayırmalar, içeriğin bölünmesi, format değişiklikleri, özetlemeler, yazılım/kod ilavesi, yapılmış olabilir; bilgiler güncel olmayabilir. Mevzuat.com hiçbir şeyi garanti etmemektedir, sorumluluk almamaktadır. Hangi sebeple olursa olsun Mevzuat.com'un ve içeriğinin kullanımı sebebiyle doğabilecek zararlardan Mevzuat.com, Mevzuat.com'un sahipleri ve çalışanları sorumlu değildir. Mevzuat.com'un ve içeriğinin kullanımı tamamen kullanıcının / ziyaretçinin vs. isteğine bırakılmıştır ve oluşabilecek zararlardan ve her türlü riskten söz konusu kullanıcılar / ziyaretçiler vs. sorumludur. Mevzuat.com kullanıcıları / ziyaretçileri vs., Mevzuat.com'u ve içeriğini kullandığı an bu koşulları ve sorumsuzluk beyanını baştan itibaren koşulsuz kabul etmiş sayılır. Bu koşulları ve sorumsuzluk beyanını kabul etmiyorsanız Mevzuat.com'u ve içeriğini hiçbir şekil ve surette kullanmayınız, kullandıklarınızı imha ediniz ve siteyi hemen terk ediniz. Mevzuat.com bu beyanı değiştirme hakkını elinde tutar. (Son güncelleme tarihi: 5 Nisan 2018)